29 Kasım 2016 Salı

Patlayan pıtırcık

Hani rahatlamak için blog açmıştım ben? İç sesimi dinleyip dinleyip sonra da kendimle bol laf sokmalı tartışmalara girmemek için... Ama tabii bu "iç çekişmeler"i dışa aktarmak için yazmak gerek, yazmak için de zaman. Tüm gün evdeki minik insan evladıyla hoplayıp zıplarken yazamayacağıma göre akşamları yazmam gerek demek oluyor bu. Çünkü normal insan yavruları akşamları uyur. Bak ne güzel bir mantık silsilesi kurdum ama olay burada tıkanıyor: yavru yatalı bir buçuk saat oldu ve 3. kez uyandı. Yani uyumak desem onun yaptığı şey uyku değil, uyumuyor desem günahını almış olacağım sabinin! Mesela şu an babası uyutma çabasında, ne yapıyor bilmiyorum bilmek istemiyorum. Tek bildiğim sesini duyunca odaya gidip sırtını sıvazlayıp "buradayım, hadi uyu yavrum" diyen ben olursam, yeniden dalacağı varsa bile kalkıp "çabuk ver o memeyi banaaaaa" anlamına geldiğini tahmin ettiğim çığlıkları atmaya başlayacağı...

Biliyorum, hangi uykusuz anneye sorsan amannn en uyumayan minik onunki...
Hangi ek gıda denemesi elinde patlamış anneye sorsan en yemek beğenmez gurme bebek onunki...
Hangi yorgun anneye sorsan en atom karınca yavrucak onunki...
Ama valla sanki en beteri bizimki! 

Yapma Mızmız, etme bunu kendine sakin ol, bak biliyorsun işte diyorum... Dinletemiyorum kendime. Akşama kadar koruduğum sevgi pıtırcığı modumu 1,5 saatte "vay ben nerelere gidem" havasına çevirdi yine yavru. Olan oldu yapacak bir şey yok. 

Şimdi okudum da içimde dursa da olurmuş bunlar... Ama bi' dakka ben bu yüzden yazıyordum!

Bak görüyor musun hafiften rahatladım.

11 Kasım 2016 Cuma

Ben geldim

Bu mızmız lafı bana annemin hediyesi aslında.: "Ayyyhhhhh! Sana da bir şey beğendirmek mümkün değil...Mızmız!" cümlesini o kadar çok kullanmıştır ki bana, ister istemez ben de kabul ettim mızmız olduğumu. Peki, doğru mu? Cevap çok net: Evet doğru. Bir şey ya düzgün yapılsın; yapılmadan önce enine boyuna düşünülsün araştırılsın (Hatta mümkünse yerli yabancı kaynaklarda taransın iyice suyu çıksın)ya da yapılmasın diye düşünürüm. Bunu da insanları huzursuz edene kadar dile getiririm. Bir de işin diğer tarafı var ki galiba daha fena... Börtü böceğe duygulanmam, her şeye saatlerce ağlama kapasitesine sahip olmam (Şöyle bir ağlama kapasitesinden bahsediyoruz burada; bir şey -gerçekten herhangi bir şey- olur ve ben ağlamaya başlarım. Ağlarım, ağlarım ve daha çok ağlayıp yorulurum ve dinlenip tekrar ağlarım, ta ki o şey bünyemi gözyaşı olarak terk edinceye dek!), çok sevdiğim insanları görünce mırıl mırıl yanlarına sokulup şikayetlenmem var ki düşman başına!

Onun dışında iyiyim hoşum be :)
Bir de kuş kadar bir şeyim.
Bir de parantez içinde parantez kullanmaya bayılırım. (Belli oluyordur herhalde değil mi...). Zaten kafam da böyle çalışır.
Bir de... Amaaannn öyle normal bir insanım işte.

Arada bir mızmız edeyim de rahatlayayım diye açtım bu blogu da hepsi bu. Her telden yazayım kafamın içinde kendi kendime konuşmaktan kurtulayım diye. Seneler oldu yazmıyorum belki iyi gelir.


Kuru boyadan çocuk ruhuma...

Köşedeki minik masa ve ondan minik sandalyeye baktıkça ağlamak geliyor içimden. Hatta dayanamayıp bir resim çiziktirdiğim büyük boy resim de...